29 Haziran 2015

Cosmed Yüksek Korumalı SPF 50 Deneyimim

29 Haziran 2015
Merhabalar herkese,bugün sizlere mayıs ayından itibaren deneyimlediğim Tüm Cilt Tipleri İçin Yüksek Korumalı Krem SPF 50 kremle ilgili deneyimlerimi paylaşacağım.
Ürün nedir derseniz?
cosmed dd krem

İçeriğindeki UVA ve UVB’den koruyucu özelliğe sahip organik ve inorganik filtreler sayesinde, güneşin ve floresan gibi UV yayıcı etmenlerin zararlı etkisinden cildi güvenli ve etkin bir şekilde korurken, güneş ışınlarının yaşlandırıcı etkisine karşı hücre DNA’sının korunumuna ve cilt hücrelerinin güneş yanığından etkilenmesini önlemeye yardımcı olur. güneşin etkisi ile hassaslaşan, yıpranmış cilt dokusunun yenilenmesine ve UV ışınlarının neden olduğu serbest radikal oluşumunun potansiyel zararlarından cildin korunmasına yardımcı olur.
Nasıl Kullanyor Derseniz?
Özellikle güneş ışınlarının daha dik geldiği ve güneşe daha uzun süre maruz kalınan yaz aylarında, güneşe çıkmadan 30 dakika önce cilde eşit miktarda dağıtılarak, hafif masajla uygulanması ve gün içerisinde kullanımının tekrarlanması tavsiye edilir. Sabah cildin, cilt tipine uygun ürünlerle temizliğinin ardından cilde uygulanır. Ciltte beyaz kalıntı bırakmaz, makyaj altı bazı olarak kullanıma uygundur.
Cosmed spf50

Gelelim deneyimize,COSMED hepimizin bildiği üzere saç,cilt,vücut ve güneş ürünleriyle biz kadınların vazgeçilmezi,daha önce de bende var olan ürünlerinden TÜY AZALTICI KREM'i denedim ve memnun kaldığımı belirtmek isterim.
SPF 50 güneş koruma ve makyaj altı bazı olarak da kullanılan bu üründen genel anlamda memnun kaldım,güneşe çıkmadan mutlaka sürdüğüm ürünlerden çünkü,oğlumun doğumundan sonra her yıl güneşin yüzünü göstermesi ile tekrar yenileyen doğum lekelerim var ve bunların yinelenmemesi için doktor tavsiyesi ile güneş kremi kullanmam gerekiyor ki bu nedenle hem kapatıcılık hem güneş koruması hemde suya dayanıklılığı ile tercihim cosmed oldu.
Ürünün tek beğenmediğim yönü ise cildimin parlaması,onun haricinde sizde benim gibi cildinizde sorunlarınız var ise bu ürünü kesinlikle öneriyorum.
Kesinlikle filtre uygulanmamıştır fotografta.

Ürün bildiğimiz BB krem yada fondoten kıvamında rahatça uygulama yapabiliyorsunuz.
Güzel günler dilerim :)
Devamını Oku »

26 Haziran 2015

Gurme Tatlar Sofranızda

26 Haziran 2015
ANAVARZA BAL, GURME TATLARI İLE SOFRALARINIZA KONUK OLUYOR
Türkiye bal pazarının lider markalarından Anavarza Bal, farklı tatları sevenlere Gurme Serisi’yle lezzetli alternatifler sunuyor. Doğanın bizlere ikramı olan balı titizlikle ve en doğal haliyle üreten Anavarza Bal, Gurme Serisi’nden Kestane, Keven-Kekik ve Narenciye Balı seçenekleriyle sofralarınızı tatlandırıyor.
Lezzetiyle fark yaratan Anavarza Bal, birbirinden farklı tatları içeren Gurme Serisi ile sağlığı ve doğallığı beğeninize sunuyor. Kan yapıcı özelliğinin yanı sıra hızla kana karışan ve enerji kaynağı olan Gurme Serisi balları, içindeki mineraller sayesinde kemiklere ve dişlere de faydalı. Tüketicinin damak tadına uygun olarak üretilen Gurme Serisi Kestane, Keven-Kekik ve Narenciye ballarıyla kahvaltı sofralarımızın vazgeçilmezi olacak.





Kestane Balı
Düzce, Yalova ve Kastamonu bölgesinde yetişen kestane çiçeklerinden elde edilen bu bal bağışıklık sisteminizi güçlendirerek sağlımızı korumanıza yardımcı oluyor.
Keven-Kekik Balı
Kayseri, Elazığ, Malatya ve Bingöl çevresindeki keven ve kekik çiçeklerinden üretilen Keven-Kekik balı kokusu ve aroması ile vazgeçemeyeceğiniz bir lezzet olacak. Enzim içeriği bakımından çok zengin olan bu bal, tadıyla damakları lezzetlendirirken yararlarıyla da vücuda şifa sağlıyor.
Narenciye Balı
Akdeniz Bölgesi’nde yetişen çiçeklerden elde edilen Narenciye balı sunduğu lezzetin yanında doğal faydalarıyla da vücudunuzun direncini artırmaya yardımcı oluyor.
Çocuklardan yetişkinlere kadar herkese balı sevdiren marka Anavarza Bal, aralıksız süren Ar-Ge çalışmalarıyla, tüm bal çeşitlerini özel üretim tesislerinde yaptığı çeşitli analizler sonucunda katkı maddesiz ve el değmeden üretiyor.
Anavarza Bal Hakkında:
1979 yılında Süleyman Sezen'in kurduğu Sezen Gıda Ltd. Şti. 1995 yılında Anavarza Bal markasıyla bal sektörüne giriş yaptı. Adana'nın Kozan ilçesinde kurulan şirket, ismini bölgenin sembolü Anavarza Antik Kenti'nden alıyor. 450 m2’lik alana kurulan üretim tesisleri, bugün 10.000 m2’ye ulaştı ve Kozan'da istihdam sağlamaya devam ediyor. Aralıksız yapılan AR-GE çalışmaları ve üniversite iş birlikleri Anavarza Bal'ı sektörde yeniliklerin öncüsü olan bir marka haline getiriyor. Amerika'da ve Avrupa'da yıllardır tüketilen Krem Bal'ın bundan böyle Türkiye'de de üretilmesi, bu çalışmaların kıymetli sonuçlarından biri. Ayrıca seçkin gıda markalarına verilen "BRC Global Standart - Grand: A" gibi sertifikalar, titiz çalışmaların bir başka getirisi. Anavarza Bal; Süleyman Sezen'in açtığı yoldan, yine kendisinin önderliğinde, Can Sezen'in yönetiminde en iyi bildiği işi yapmaya devam ediyor.
SIR
İnsan idrakini aşan kusursuz bir sistem. Çiçeği seçmesinden poleni taşımasına, işlemesinden muhafazasına kadar anlaşılması imkansız bir süreç bu. Onlara ve sırlarına saygı duyuyoruz. Onlar ki, minik kanatlarında evrenin sırlarını taşıyor.
SABIR
Tabiatın uzmanlık alanı: Sabır. Sakin, telaşsız, aksamayan işleyiş. Hata kabul etmeyen,
mükemmel zamanlamayla yürütülen işler. Doğadan bize en iyisini vermesini bekliyorsak,
bunun en büyük bedeli sabır. İnsanın en çok zorlandığı erdem. Arıcılık yapıyorsak, sabra ihtiyacımız var. Sabırlı olmaya mecburuz.
ARMAĞAN
Sırrın sabırla buluştuğu yerde, doğanın insana jesti. Lezzetin ve sıhhatin bir arada bulunduğu eşsiz besin. Ve mesele, armağanı korumak; insanlara, kıymet bilenlere aynı kusursuzlukla sunabilmek.
Devamını Oku »

24 Haziran 2015

Doğru Kullanın Kölesi Olmayın!

24 Haziran 2015
'''Anı yaşamak mı? Anın fotoğrafını çekip paylaşmak mı? Sizce hangisi?
Anı yaşayanlardansanız fotoğraf çekip sosyal ağlarda paylaşmak aklınıza gelmez, keyfini sürersiniz.. ve fakat; anı yaşamadan hemen fotoğraf çekip paylaşmaya koyuluyor ve sürekli beğeni ve yorumlara gebe bir gün geçiriyorsanız evet siz sosyal medyanın kölesisiniz'' diyor İletişim Uzmanı Pınar Pişirgen.. 
Sosyal Medya Köleliği


Teknoloji, akıllı telefonlar, tabletler ve dahası artık hayatımızın vazgeçilmezleri..
Doğru kullanıldıklarında hayatımızı son derece kolaylaştıran bu cihazların bir de yan etkileri var ki ''bağımlılık''
Ve bu bağımlılıkla gelen iletişimsizlik, içine kapanma ve konuşma organımız olan ağızdan çok ellerin işlemesi insanlar arası yüz yüze iletişimin baş düşmanıdır. 
Sosyal medya bağımlılığı, kişiyi tamamen kendisine köle edici bir etkiye sahiptir. Öyle ki; beğeni sayısı ve uzayıp giden ama hiçbir işe yaramayan arkadaş listesi ile kendini motive eden ve bu durumlara endeksli mutlu olan insanlar var. Öyle sanıyorum ki; önümüzdeki yıllarda durum daha da vahim bir hal alacak ve tedavisi en zor psikolojik rahatsızlıklardan birisi olacaktır. Eğer herhangi bir maddeye, sigaraya ve hatta şans oyunlarına bağımlı olarak yaşıyor ama kurtulmak istiyorsanız uzman yardımıyla bunlar mümkün ve uzaklaştırılmanızın yolları var, tedavi edilebilir durumlardır. Öte yandan sosyal medyanın bağımlısı ve hastası olmuşsanız durum daha da zorlaşıyor çünkü telefon ve internet her saniye elinizin altında. Her saniye erişebilir olma durumu da, bağımlılıktan kurtulmayı bir o kadar zorlaştıran tek durumdur.
Aile içi iletişimi, sosyal çevrenizi, iş arkadaşlarınız ile iletişiminizi ve hatta evliliğinizi bile son derece olumsuz etkileyebilecek kadar güçlü bir bağımlılıktır ''sosyal medya bağımlılığı''
Durumu sadece gençlerin üzerine yıkmaya çalışmak da son derece yanlıştır çünkü en az gençler kadar anne babalar da bağımlılar. Sabahtan akşama kadar çocuğunun fotoğraflarını, yaptığı keki pastayı, neredeyse her dakikasını paylaşan bir anne ile, yine akşamdan geceye kadar tüm zamanını internet karşısında geçiren bir baba da  maalesef ki çoktan bağımlı olmuşlardır. Evin içinde dolaşan küçük çocuklara son derece yanlış model olduklarının da farkında değillerdir.
En ufak bir internet kesintisinde son derece gerginleşiyor, endişeye kapılıyor ve çözüm arayışına geçerken gerçek hayatınızı unutabiliyorsanız siz de bir sosyal medya kölesisiniz. Albert Einstein'ın dediği gibi ''Teknoloji bir gün insan etkileşiminin önüne geçecek ve ortaya aptal bir nesil çıkacaktır'' sözünü doğrulamayın ve çocuklarınızın da bu furyaya dahil olmasını engelleyin.
Bir ailede bir kişinin aşırı internet bağımlısı olması, diğer yaşayan insanları da son derece etkileyen önemli bir durumdur. Sürekli olarak tartışma çıkmasına, gerginliğe ve hatta aile içi yaşanan kavgalara sebebiyet verir. Sabah uyanır uyanmaz birbirine günaydın demeden elini telefonlarına atan evli çiftler, attığı her adımı Facebook, Twitter, Instagram ve daha onlarca sosyal ağlarda paylaşan insanlar, beğenilmek için çeşitli yollar deneyenler ve hatta para ödeyerek beğeni satın alanlar, bir arkadaş ortamında kimsenin sohbet etmemesi, yemek yenmeden önce fotoğrafının çekilmesi ve paylaşılması, havada, denizde, karada ve hatta asansörde dahi yer bildirimleri ve selfiler...bizi bizden uzaklaştıran ve insanlar arası iletişimi yerle bir eden çok önemli yanlış durumlardır. Sosyal medyanın kölesi olmayın. Elinizdeki telefon sizin ve sizi ele geçirmesine asla müsaade etmeyin. Anı yaşayın, dozunda kullanın..hayat kısa..
Devamını Oku »

20 Haziran 2015

Babalar Gününüz Kutlu Olsun

20 Haziran 2015
Merhaba arkadaşlar ben bugün biraz erkenden Babalar Gününü kutlamak istedim,hafta sonu ev ve kurs durumumdan dolayı çok bilgisayarda kalamıyorum.
İlk amatör deneyimim video slaytı ile tüm babalara gelsin,öncelikle kendi babamın,eşimin,kayınpederimin ve tüm baba ve baba adaylarının bu özel günlerini kutluyorum.

video















Sevgilerimle...
Devamını Oku »

19 Haziran 2015

Pazartesi Sendromunu Yenmek Mümkün!

19 Haziran 2015
Öncelikle selamlar,11 ayın sultanı Ramazan-ı Şerifimizin hepimize hayırlı olmasını diliyorum.
Bugün sizlere çok başarılı bir kadının pazartesi sendromuna çözümü ve yapmamız gerekenler ile ilgili yazısını paylaşacağım.Henüz kendisi ile yüz yüze tanışamasak da ben bu güzel kadının iletişimini,yazılarını ve başarılarını beğeniyor ve destekliyorum.İşte sevgili arkadaşım Lisa Medya'nın da kurucusu ve yöneticisi Pınar Pişirgen'in güzel yazısı.
Keyifli Okumalar....

Çalışan çalışmayan tüm insanlar üstünde yadsınmaz bir etkiye sahip olan huzur bozucu ve insanlar arası iletişimi ciddi şekilde negatif yönde etkileyen bir durumdur Pazartesi Sendromu.
Aslında ismi Pazartesi olarak bilinse de gerçekte durum daha farklıdır. Asıl sebep Pazar gününde saklıdır. Çünkü Pazar günü, yaklaşan haftayı müjdeler ve bazı durumlar yaklaşan günleri müjde olarak değil de aksine yoğun tempo, çalışma hayatı, stres, sinir, trafik, yorgunluk olarak akıllara getirir. Pazartesi sendromunun aslında Pazar gecesinden başlamasının sebebi de budur.
Off yine trafik, yine yoğun bir hafta, yine koşuşturma...diye iç geçirip kendi motivenizi ve ruhsal sağlığınızı kendinizin daralttığı çok olmuştur. Aslında asıl sorun şudur; bol bol dinlenip iş hayatından uzak kaldığınız koca bir hafta sonu bitmiştir, bitmek üzeredir ve kişi bunun farkındadır. Pazar gecesi, Pazartesi sendromunun ilk sinyallerinin başladığı zamandır.
 Hafta sonunun bitmiş olması, kişi üstünde gerginlik yaratabilir. Bir kaç saat sonra başlayacak olan Pazartesi'ye ve yeni bir haftaya direkt olarak endişeli yaklaşan insanlar, içinde bulundukları bu sendrom durumu çeşitli şekillerde deklare ederler. Kişiler arası iletişimi bozuk olan, aile içi iletişimde sorun yaşayan ve iş hayatında uyum sorunu yaşayan insanlarda daha sıklıkla görülen Pazartesi sendromu aslında tamamen bir iletişim sorununu özünde barındırmaktadır.
Kişiler arası iletişimde, aile içi iletişimde ve 5 gün geçireceği yoğun iş haftasında işi ve çalışma arkadaşlarıyla sorun yaşamayan insanlar için Pazartesi bir sendrom değil, aksine heyecan barındırır. Günlük hayatın gerçeklerini kabullenmek bu insanlara zor gelmez, bir külfet olarak adlandırmadıkları için sendrom sorunu da yaşamazlar.
Türü ve çeşidi ne olursa olsun, psikolojik sendromlar insanlar arası iletişimi ciddi derecede sekteye uğratır.
Kendisiyle mutlu olan insanların  Pazartesi sendromunun etkisine girmeleri de zordur. Pazartesi sendromundan kurtulmak için öncelikle kişinin kendisiyle mutlu olabilmesi esastır. Kendisiyle bir huzursuzluğu ve sorunu olmayan insanların diğer insanlarla da kolay kolay sorunu olmaz. Sakin ve gerçekçidirler.
''Oysa ki; sendrom haline sokmaktansa, kişi, kendisini pozitif yönde motive etmeyi denese oldukça başarılı olabilir'' diyen İletişim Uzmanı Pınar Pişirgen, ''Yeni gelen haftaya heyecan duyun, daha başarılı olmayı hedefleyin, ''acaba kaç tane yeni insan tanıyacağım''? diye kendinize sorup kendinizi pozitif enerjiyle doldurun''
Pazartesi'nin sendrom olup olmayacağı tamamen sizin elinizdedir..Pazartesi'ye heyecan duyun! 

Devamını Oku »

17 Haziran 2015

1 Sandalye İle Düzgün Bacaklar Hayal Değil

17 Haziran 2015
Dar paça ve slim pantolonların en moda olduğu dönemdeyiz. Rengârenk slim pantolonlar için düzgün bacaklar şart. Günde sadece 5 egzersizle daha düzgün bacaklara sahip olabilirsiniz. Tek ihtiyacınız olan ise bir adet sandalye.

BİRİNCİ EGZERSİZ: Sağ ayağımız üzerinde olacak şekilde sandalye yanında duruyoruz. Daha sonra bir hamlede sandalye üzerine çıkıp sol dizimizi karnımıza kadar çekiyoruz. Sonra yavaşça aşağıya iniyoruz. Aynı hareketi diğer taraf içinde tekrarlıyoruz.


İKİNCİ EGZERSİZ: Avuç içlerimiz yerde, ayaklarımız ise sandalye üzerinde şınav pozisyonu alıyoruz.  Sağ dizimizi karnımıza kadar çekiyoruz daha sonra uzatıyoruz ve dümdüz geriye doğru kaldırıyoruz. Aynı hareketi diğer taraf içinde tekrarlıyoruz.


ÜÇÜNCÜ EGZERSİZ: Sırtüstü pozisyonda kollarımız gövde yanında iken ayaklarımızı sandalye üzerine koyuyoruz. Daha sonra kalçamızı vücudumuz düz bir çizgi halini alıncaya kadar yukarıya kaldırıyoruz. Bir nevi köprü kuruyoruz. 5’e kadar sayıyoruz, yavaşça bırakıyoruz.

DÖRDÜNCÜ EGZERSİZ: Sırtüstü pozisyonda ayaklarımızı sandalye üzerine koyuyoruz. Kalçamızı yukarı kaldırarak köprü pozisyonunu alıyoruz. Daha sonra bir bacağımızı dümdüz yukarı doğru kaldırıyoruz. 5’e kadar sayıyoruz. Yavaşça sandalyenin üzerine bırakıyoruz. Kalçanızın aşağıya düşmemesine dikkat edin. Aynı hareketi diğer taraf içinde tekrarlıyoruz.

BEŞİNCİ EGZERSİZ: Sandalyeye arkamızı dönüyoruz. Sağ bacağımız önde düz bir şekilde iken sol ayağımızı arkaya sandalyenin üzerine koyuyoruz. Daha sonra sağ dizimizi bükerek öne doğru esniyoruz. Ancak sol ayağımızın sandalye üzerinde kalmasına dikkat ediyoruz.  Aynı hareketi diğer taraf içinde tekrarlıyoruz.

Hareketleri günde 3 set halinde 30 tekrar yapabilirsiniz. Egzersizler sırasında nefesinizi tutmamaya özen gösterin. Yorulduğunuzda mutlaka birkaç saniye ara verin.  
Devamını Oku »

13 Haziran 2015

Bu İçecekler Sayesinde Kim Korkar Yazdan

13 Haziran 2015
Her evde bulunan malzemelerle yapabileceğiniz 10 adet detoks tarifi sizlerle...
NAR DETOKSU

 Salatalık, limon ve nane detoksu
Malzemeler: 300 ml. su, 1 adet salatalık, 1 adet limon ve 10 adet nane yaprağı
Salatalığı ve limonu küp küp kesin ve suya atın. 10 adet nane yaprağını yıkayıp hazırladığınız karışıma ekleyin. 1 gece boyunca buzdolabında bekletin. Ertesi gün bu karışımı dilerseniz tek seferde için, dilerseniz de aralıklarla tüketin. Salatalık ve limonları da yiyebilirsiniz.
Yapılması kolay, içmesi afiyetli: Frambuaz, elma ve salatalık detoksu
Malzemeler: 1 sürahi su, 100 gram frambuaz, 1 adet elma, 1 adet salatalık ve 1 adet limon
Elma ve salatalığı dilimleyerek suya atın. Üzerine frambuazı ve limon dilimlerini ekleyin. 3 saat beklettikten sonra afiyetle için. Gün boyunca susadığınızda elinizi bu içeceğe götürmeyi alışkanlık edinin.
İçinden sağlık fışkıran yeşil güç: Avokado, salatalık, ıspanak ve nane detoksu
Malzemeler: 1 su bardağı su, 1 adet salatalık, 1 adet avokado, 4 yaprak ıspanak, 5 yaprak nane
Tüm yeşillikleri blenderdan geçirin. Suyu blenderın içine ekleyin ve tekrar karıştırın. Üzerine parçalanmış ceviz ya da badem serpin. Arzu ederseniz 1 çay kaşığı zeytinyağını üzerinde gezdirin.
Gerçek detoks havası: Greyfurt, lime ve limon detoksu
Malzemeler: 1 adet greyfurt, 1 adet lime, 1 limon ve 1 sürahi su
Greyfurt, lime ve limonu dilimler halinde kesin. 1 sürahi suya ekleyin. Dilerseniz nane yapraklarıyla süsleyin. 3 saat beklettikten sonra afiyetle için.
Zencefilsiz detoks olmaz diyenlere: Nar, ananas, limon ve zencefil detoksu
Malzemeler: Yarım limon, 1 adet nar, 1 bardak ananas, 300 ml. su, 1 çay kaşığı zencefil
Limonun suyunu sıkıp suya ekleyin. Üzerine rendelediğiniz narı ekleyin. Bir bardak olacak şekilde küp haline getirdiğiniz ananası blenderdan geçirip karışıma ekleyin. Son olarak zencefili ekleyip hepsini blenderdan geçirin. 2 saat bekledikten sonra afiyetle için.
Ispanağın sıvı haliyle tanışın: Ispanak, nane, limon, salatalık ve maydanoz detoksu
Malzemeler: 3 su bardağı ıspanak yaprağı, 1 adet salatalık, yarım limon, 5 yaprak nane, yarım su bardağı maydanoz, 1 sürahi su
Ispanak, salatalık, nane ve maydanozu blenderdan geçirin. 1 sürahi suyla karıştırıp tekrar blenderla karıştırın. Son olarak yarım limonu dilimleyip suya ekleyin. 3 saat bekledikten sonra gün boyunca için.
Turuncunun enerjisi: Portakal, elma, lime ve havuç detoksu
Malzemeler: 1 adet portakal, 1 adet havuç, 2 elma, 1 armut
Portakal, havuç, elma ve armutu parçalara ayırıp blenderdan geçirin. Ardından vakit geçmeden bardağa döktüğünüz karışımı için.
Sadelikten gelen lezzet: Nar ve elma detoksu
Malzemeler: 1 adet nar, 1 adet elma
Ayıkladığınız nar ve parçalara böldüğünüz elmayı blenderdan geçirin. Afiyetle için.
Rengarenk şeyler bana göre değil diyenlere: Lime, limon, nar, nane detoksu
Malzemeler: 1 adet lime, 1 adet limon, 3 adet nar, 5 yaprak nane
Öncelikle narın suyunu çıkarın. Bir sürahi suya nar suyunu ekleyin. Üzerine dilimlediğiniz lime ve limonu da ekleyin. Son olarak naneyle birlikte karıştırın. Yaklaşık 5 saat buzdolabında saklayın ve gün boyunca için.
Dünyanın en basit tarifi: Limon detoksu
1 sürahi suya dilimleyerek ekleyeceğiniz limonları 1 gün boyunca dolapta bekletin. Ertesi gün, gün boyunca için. Gerçek bir yenilenmenin tadını çıkarın.

Elbette ki Doktorunuza Danışınız....
SEVGİLER...
#sosyalannem,#sosyalblogger
Devamını Oku »

12 Haziran 2015

Enerjimizi Çalan 7 Şey Ve Çözümü

12 Haziran 2015
Yorgun hissediyorsunuz ve neden kaynaklandığını bilmiyor musunuz? Aşağıdaki maddelerden biri veya birkaçı sorunuzun cevabı olabilir.
ENERJİMİZİ ÇALAN 7 ŞEY


1. Sandalye veya Koltukta Uzun Süre Oturmak
Uzun bir süre boyunca, bir pozisyonda oturmak enerjinizi azaltabilir. Televizyon seyrederken veya bilgisayar kullanırken bile bu durum söz konusu olabilir. Çünkü vücudunuz hareketsizliği uyumakla eş tutar.
Çözüm: Sık sık gerinin, kalkın ve biraz dolaşın. Bu molalar vücudunuzu uyanık tutacaktır.
2. Kötü Duruş Enerjiyi Boşa Harcar
Vücudu dik hâlde tutmaya çalışılırken büyük miktarda enerji harcanır. Kötü duruş (öne eğilme veya sallanma) omurganın hizasını bozar. Omurganın dengesi ne kadar bozulursa, kaslar da bunu telafi etmek için o kadar enerji harcar.
Çözüm: Hareket ederken, oturuyorken veya ayakta dururken başınız ve vücudunuzun bir doğruda olmasına özen gösterin. Başınız öne düşmesin. Kulaklarınız omuzların tam üstünde olsun.
3. Çok Düşük Kalorili Diyetler Yorgunluğa Neden Olur
Fazla kilolardan kurtulmak enerjinizi artıracaktır, ama bunu çok düşük kalorili diyetler yoluyla yapmak size yardımcı olmaz. Bu diyetler, özellikle günlük alımın 850 kaloriden az olduğu diyetler, sizi daha yorgun yapacak, hatta sağlığınızı başka yollardan etkileyecektir.
Çözüm: Sağlıklı beslenerek kilo vermeye çalışın. Hazır gıdalardan ve şekerli yiyeceklerden kaçının, porsiyonlarınızı küçültün. Haftada 1 kilo vermek en ideali.

4. Sürekli Kapalı Ortamlarda Bulunmak
Evden işe, işten eve gibi bir yaşam tarzı, özellikle soğuk kış aylarında, kolaylıkla benimsenebiliyor. Ama temiz havadan ve güneş ışığından yeterince yararlanmamak başka bir yorgunluk nedeni.
Çözüm: Günde en az bir kere 10 dakikalık yürüyüşe çıkın. Hava bulutlu bile olsa daha fazla güneş ışığı alacak ve temiz havadan faydalanacaksınız.
5. Poğaça Gibi Karbonhidrat Oran Fazla Yiyeceklerle Kahvaltı Yapmak
Karbonhidrat oranı fazla olan yiyecekler kan şekerinin bir anda yükselmesine neden olur. Ama bir-iki saat içinde de kan şekerinde ani bir düşüş yaşanır. Sonuç mu? Enerjiniz kalmadığından bitkin düşüverirsiniz.
Çözüm: Kahvaltı günün en önemli öğünü. Bu öğünü atlamadan, lif ve protein açısından zengin besinlerle kahvaltınızı yapın.
6. Sürekli Endişe Enerjinizi Yok Eder
Eğer gün boyunca bir şey hakkında kaygılanırsanız, kalp atış hızınız ve tansiyonunuz yükseleceğinden, kaslarınız sıkılaşacağından yorgunluk ortaya çıkacaktır.
Çözüm: Endişelerinizi çözmek için biraz zaman ayırın. Pozitif çözümler üzerinde düşünmeye çalışın ve sonra endişelerinizi zihninizden kovun. Bir görev veya bir ödevi sabah ilk iş olarak yapın ki bütün gün bunun hakkında endişelenmeyin.
7. Kış Günleri Bitkinliği Artırır
Günün kısa olduğu kış zamanı uyku uyanıklık döngüsü bozulabilir. Kışın daha az güneş ışığı alınacağından, uykuya dalma hormonu olan melatonin daha fazla salgılanır. Bu da uykulu bir hâle neden olur.
Çözüm: Kış günlerinde mümkün olduğunca dışarı çıkmaya çalışın, bol meyve ve sebze yemeye özen gösterin.
Sağlıklı GÜnler...
#sosyalannem #sosyalblogger
Devamını Oku »

11 Haziran 2015

Vücudunuzu Rahatlatmak Ve Zayıflamaya Yardımcı Bir Ürün Tavsiyem Var

11 Haziran 2015
Bugün sizlere yaklaşık 3 yıl önce aldığım ve severekte kullandığım bir üründen bahsedeceğim,ürünü düzenli kullanımınızda farkı zaten göreceksiniz.Ürünü hangi siteden aldım hatırlamıyorum :)
CCS VIBRO SHAPE

Bildiğiniz üzere boyun ve bel fıtıklarım var son zamanlarda kendimi ani hava değişimlerine karşı korumadığım içinde özellikle boynumda ciddi bir ağrım var,işten eve gittiğimde mutlaka kremlerle boynumu ovduruyordum ki biden aklıma VİBRO SHAPE'm olduğu geldi ürünü daha önce zayıflamaya yardımcı olarak almıştım bel bacak ve basenlerde düzenli kullanım sonunda ciddi sıkılaşma ve zayıflama görmüştüm tabi ufak da diyet yaptım.
2 gündür ürünü masaj yapmak için sırt ve boynumda kullanıyorum ve memnunum yine :)
VİBRO SHAPE'nin masaj,sıkılaştırma,yağ yakımını hızlandırma gibi özellikleri var,kolay kullanım ve 3 farklı modda hız ayarı ve 5,8,12 dakikalık kürleri var.Bu ürünü sıkılaşmak,yağ yakmak ve zayıflamak isteyenlere ufak diyetler eşliğinde tavsiye ediyorum.
Hamilelik şüphesi olanlar asla kullanmasınlar ve tabi ki hamileler de :)
Peki siz ne önerirsiniz bana 5 kilogram fazlalık için?
Sevgiler
Devamını Oku »

10 Haziran 2015

Şekersiz Tatlı Kurabiye Tarifi

10 Haziran 2015
Merhabalar değerli okuyucularım ve takipçilerim,bugün size hafta sonu çocuklarımla TUPPERWARE SİHİRLİ MERDANE ve kalıplarıyla şekersiz tatlı kurabiye yaptık.Belki sizlerde çocuklarınızla mutfağa girmeyi düşünürseniz diye tarifini de veriyorum.

Önce malzemelerimiz;
1 Paket Margarin(oda sıcaklığında)
2 Su bardağı Pudra şekeri
1 Su bardağı un 
2 Yemek Kaşığı Buğday Nişastası
1 Paket Vanilya
Tupparware küçük şefler



Yapılışı;
Önce margarini yoğurma kabımıza ekliyoruz,pudra şekeri ile güzelce yoğuruyoruz daha sonra un ve nişastayı en son da vanilyamızı ekliyoruz ve iyice yoğuruyoruz.
Yoğurma işlemi bitince 10-15 dakika kadar buzdolabında hamurumuzu bekletiyoruz.Buzdolabımızdan çıkardığımız hamurumuza dilediğimiz şekli veriyoruz,ister kalıplarla isterseniz yaratıcılığınız ile :)
Daha önceden hafif ısıtmış olduğumuz fırınımızda 150-160 derece de 20-25 dakika pişiriyoruz.Ben oğlumun yanan bacağına pansuman yaptığım esnada unuttum fırını biraz fazla kızardı siz çok bekletmemeye çalışın un kurabiyesi kıvamında görünümü olması yeterli.
Fırından çıkıp soğuduktan sonra üstüne pudra şekeri dökebilirsiniz,
Şekersiz Kurabiye

Afiyet olsun...

Devamını Oku »

9 Haziran 2015

İstenmeyen Bir Çocuğum O halde Ölmeliyim!!!

9 Haziran 2015
İSTENMEYEN BİR ÇOCUĞUM; O HALDE ÖLMELİYİM
İnsanın temel sosyal gereksinimleri; kabul görmek ve onaylanmaktır. Okul sıralarındayken arkadaşları, yetişkin olduğunda iş yerindeki çevresi tarafından dışlanmak birey üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Farklı tepkiler vererek üstesinden gelmeye çalışsa da sosyal kabul ve onaylanma olmadıkça mutlu olması imkânsızdır.

Her birey uyum sağlamak ve diğerleri tarafından beğenilmek ister. Bu durum bebeklik ve çocukluk dönemlerinde daha büyük bir öneme sahiptir. Kıyaslanan, beğenilmeyen çocuk, istenilmediğini düşünür ve tüm yaşamını etkileyecek sorunların temeli bu dönemde atılmış olur.
Bizler anne karnında kalbimizin ilk attığı andan itibaren çevremizde olan bitenden etkilenen canlılarız. O güvenli yuvamızda gelişirken dış seslerin ne anlama geldiğini bilmeyiz belki ama ters giden şeylerin farkında oluruz. Her duyguyu, her sesi ve her sözü bilinçaltımıza kaydederiz ve ana dilimizi öğrendiğimiz zaman hafızamızda yer alan sözcüklerin anlamlarını fark ederiz.
Doğum kontrol yöntemlerinin önemsenmediği toplumuzda istenmeyen gebeliklerin sayısı oldukça fazladır. Henüz anne baba olmaya hazır olmayan çiftler böyle bir sürprizle (!) karşılaştıklarında bebek bir-iki aylık olmuştur bile. Şaşkınlık, birbirlerini suçlama, çocuk sahibi olmayı istemediklerine dair her ifade ve duygu bebek tarafından hissedilir.
Annesinin üzüldüğünü hisseden bebek buna kendisinin neden olduğuna inanır. Gebelik sonlandırılmaz ve doğuma kadar anne mutsuz olursa bebeğin bilinçaltı bu kayıtları pekiştirerek saklar. Bebek şöyle düşünür: “İstenmeyen biriyim ve annem benim yüzümden mutsuz.”
Bebek dünyaya geldikten sonra anne babanın tutumu değişirse mevcut kayıtlar önemini yitirebilir. Sevgi ve ilgileriyle onu istediklerini hissettirirlerse bir tür panzehir etkisi yaratırlar ve gebelik süresince verdikleri zehri temizleyebilirler.
Tam tersi bir tutum, yani doğumdan sonra da istenmemek ruhsal ve fizyolojik rahatsızlıkların kaynağını oluşturur. Bebeğin düşüncelerine tercüman olmak gerekirse: “İstenmiyorum. Annem, babam benim yüzümden mutsuz. Yaşamaya hakkım yok. O halde ölmeliyim.”
Bilinçaltı bu kaydı oluşturduktan sonra birey farkında olmadan yavaş yavaş kendisini öldürmenin bir yolunu bulmaya çalışır. Bilinçli akıl yaşamak istese de baskın olan ve yönlendiren bilinçaltı olduğu için sonuç kaçınılmazdır.
Hipnoterapi de kanser hastalarıyla regresyon (geçmişe dönüş) metodu kullanılarak yapılan terapiler hastalığın kökeninin bebeklik, hatta anne karnındaki dönem olduğunu ortaya çıkarmıştır. O dönemdeki kayıtlar düzeltildiğinde hastalığın mucizevi bir biçimde yok olduğu seanslar literatüre girmiştir.
Bebek nasıl olsa anlamıyor diye yanında edilen kavgaların, yapılan tartışmaların onu ne kadar etkilediğini; migrene, depresyona hatta kansere yol açtığını bilsek bu tutumumuzu sürdürür müydük? Kendi çocuğumuzun ölümüne neden olmak ister miydik? Elbette istemezdik.
İstenmeyen bir çocuk olduğunuzu biliyorsanız bir hipnoterapist yardımıyla geçmişe dönüp bebek halinizle konuşmanız ve anne babanızın tutumlarının sizinle değil yaşam kavgasıyla ilgili olduğunu anlatmanız mucizevi sonuçlar yaratabilir. Kendi çocuğunuza karşı böyle bir tutum geliştirdiyseniz ve henüz bir yetişkin değilse terapistin rolünü siz üstlenebilir, onu değil; dünyaya bir çocuk getirme sorumluluğunu istemediğinizi, ama doğduktan sonra onu çok sevdiğinizi, değer verdiğinizi ve tam istediğiniz gibi bir çocuk olduğunu sevginizle, ilginizle gösterebilir ve kansere giden yolu kesebilirsiniz.
/ Uzm.Hipnoterapist Gani Eser 2015/
Devamını Oku »

Gelmeyen Yaz Nasıl Hasta Eder?

GELMEYEN YAZ HASTA EDİYOR!
BİR SICAK BİR SOĞUK HAVA
BELİMİZİ BÜKÜYOR!

Gardırobumuza yazlıkları dizdik, hem psikolojik hem de fiziksel olarak kendimizi yaza hazırladık… Ancak iple çektiğimiz yaz mevsimi bir türlü gelmedi. Bir günde dört mevsimi yaşadığımız şu günlerde vücudumuzun dengesi de iyice şaşıyor.  Hal böyleyken hastalıklar ise kaçınılmaz.
                
·         Bir soğuk, bir sıcak havalar, aynı günde birkaç mevsimi yaşadığımız bu günler, fırsatçı mikropları da harekete geçiriyor. Daha ince giyiniyoruz, pencere açık uyuyoruz, yaz yağmuru deyip ıslanmaktan korkmuyoruz, daha soğuk yiyecek ve içecek tüketiyoruz. Bu da hastalıkları beraberinde getiriyor. Bu durum ise kas tutulmaları, sırt ve bel ağrısı, boğaz ağrısı, baş ağrısı gibi pek çok şikayetlerin artmasına neden oluyor.
YAZ HASTALIKLARI


YAŞLILAR VE HAMİLELER DİKKAT!

·         Yaşlılar, gebeler, çocuklar ve kronik hastalığı olanların ısı kontrol merkezi daha çok zorlanır.  Isı değişimine karşı daha hassastırlar. Bu havalarda beslenmelerine ve giyimlerine özen göstermeliler. Sıcak ve soğuk havaya karşı kolay giyinip çıkarabilecekleri kıyafetleri tercih etmeliler. Kalp, tansiyon ve böbrek hastalarının özellikle beslenmelerine dikkat etmeleri gerekiyor.  Yeterli miktarda sıvı alımı ve ilaçlarını daha da düzenli almaları gerekiyor. Kalp hastaları daha sık elektrolit ölçümlerini yapmalı. Bazen bu hastalarda el uyuşukluğu olabiliyor. Bu durum aşırı terlemeye bağlı sodyum ve potasyum kaybından olabilir. Kayısı, muz, üzümde potasyum oranı yüksektir. Kronik hastaların daha sık kontroller gerekir. 6 ayda bir gidiyorsa yaz başı ve yaz sonunda hekime gidip kan kontrollerini, üre ve keratini testlerini yaptırmalılar.

HALSİZ VE DURGUNSANIZ…
·         Atmosferde yaşanan basınç ve iyon değişikliklerinin beyin dalgalarımızı etkileyerek ruh halimizde gel gitlere neden olduğu kanıtlanmıştır. Havada negatif iyonların artışı kişilerde depresyon, halsizlik, sabahları yataktan kalkarken zorlanma ve aşırı uyuma isteği ve durgunluğa neden olabiliyor.

BU HAVALAR VÜCUT ISISINI BOZUYOR 
·         Vücudumuzun normal ısısı 37.5 derecedir. Vücudumuzun içindeki biyokimyasal reaksiyonlar metabolizma hızı, bütün enzimatik reaksiyonlar bu optimal ısıda gerçekleşir. Beynimizin ortasında hipotalamus denilen merkezde, vücut ısısını ayarlayan termoregülatör vardır. Bir nevi termostat gibi düşünebiliriz. Dışarıdaki ısı ne olursa olsun, vücut ısısını ayarlayan merkez, dışarıdaki ısıyı bir termostat gibi algılayarak vücut ısınızı artırıp ve azaltarak optimal düzey olan 37.5 derecede tutmaya çalışır.  Ancak ani sıcaklık düşüşleri ve yükselişlerinde bu merkez zorlanır ve destek isteyebilir. Dışarıdaki ısı çok fazla ise bu merkez öncelikle böbreklere, deriye sonra akciğerlere uyarılar gönderir. Deri, dışarıdaki ısı çok sıcak ise ateş yükselmesin diye terler. Terleyerek vücut ısısını dengede tutar. Böbrekler ise fazla idrar yapmayarak, vücutta su tutar,  akciğerler de bu suyu solunumla buhar yapıp dışarıya atar bu şekilde vücut ısısı dengede kalır. Soğuk havalarda ise vücut ısısını dengelemek için termoregülatör merkez enerjiye ihtiyaç duyar. Gıdalardan aldığı enerjiyle ısıyı korumaya çalışır. Ancak 7 - 10 derecelik ani ısı düşüş ve artışlarında beynimizdeki termoregülatör merkez zorlanır. Vücut ısısını bu dönemlerde korumak için iyi beslenmek ve doğru giyinmek gerekir.  
YAZ YAĞMURU DEMEYİN!
·         Meteorolojiyi takip ederek giyinmekte fayda var. Çantanızdan şemsiyenizi eksik etmeyin. Havalar henüz yağmurun vücudumuza verdiği zararı engelleyecek kadar sıcak değil.  Yağmurda ıslanıp ardından rüzgarın çarpması, vücut ısısının düşmesine neden olur. Bağışıklık sistemi düşer ve enfeksiyona açık bir hale gelir. Nezle virüsleri bu havaları sever.  Vücut ısısı düşük, bağışıklık sistemi zayıfsa ve yeterli savunma mekanizması devreye giremiyorsa solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit, bronşit, zatürre, ve ishal gibi şikayetler sık yaşanır.
KAHVALTI YAPMAYANLAR TEHLİKEDE!
·         Özellikle bu havalarda düzenli kahvaltı şart. Kahvaltı kültürü edinmek çok önemli.  Sabah bir kahve içip işe gidenlerde kalp çarpıntısı,  gastrit ve stres kaçınılmaz oluyor.  Mutlaka evden çıkmadan en azından bir dilim ekmek, bal, bir bardak çayla da olsa kahvaltı edilmeli.  Kahvaltı, vücudun bağışıklık sistemi için büyük önem taşıyor.  Bunun yanı sıra yeterli miktarda sıvı çok önemli. Günde 2 -3 litre su tüketilmeli. Çok sıcaklarda vücut hararetini düşürmek için su içmek lazım.  Ayran ve soda gibi soğuk içecekler de tercih edilebilir. Sıcak havalarda vücut sodyum ve potasyum kaybeder terleme yoluyla. Sodyum ve potasyum ihtiyacı için tuzlu ayran veya maden suyu içilebilir. 
TURP VE DOMATES BAĞIŞIKLIK İÇİN ÖNEMLİ
·         Bağışıklık sistemimizin doğru çalışabilmesi için bol sebze ve meyve, sodyum, potasyumun yanı sıra B12, H vitamini (Biotin)  çinko ve magnezyum, selenyum almak lazım. Domateste bulunan selenyum ve likopen bir anti kanserojen ve bağışıklık sistemini koruyan maddelerdir.  Kanserleşmeye yakın hücreleri yakalar ve öldürürür. Turp, karpuz,  kırmızıbiber de bağışıklık sistemi ve kalp için önemli sebzelerdir. 
Devamını Oku »

8 Haziran 2015

Burn Free ve LR Acil Durum Spreyi İle Yanıklarda Mücadele.

8 Haziran 2015
Yeni bir haftadan herkese selamlar...
Dün yani 7/6/2015 Pazar günü sabah kahvaltımızı hazırladık tam çaylarımızı dağıtırken yaramaz oğlumun çığlıklarıyla mutfaktan koştum.
Masada bize ait olan çayı oğlum kendi çayı sanarak tutmuş ve eli bardağın sıcaklığından yanarak üstüne dökmüştü,birden ''Anne Canım Çok Yanıyor! diye bağırdı ve kucakladığım gibi soğuk suya tuttum,anne olunca ve konu evladınız ise bildiğiniz her şeyi unutabiliyorsunuz bu gibi durumlarda.
Soğuk suyun ardından hiç ellemeden geçtiğimiz 2014 aralık ayında düzenlemiş olduğumuz #2forallevent etkinliğinde sponsorlarımız arasında olan ve daha önce  BURADA  bahsetmiş olduğum BURN FREE yanıklarda kullanılan ilk yardım kiti geldi ve hemen kiti açıp  jeli oğlumun bacağına kalın tabaka halinde sürdüm aradan 1 saat falan geçtiğinde ve yaşı küçük olduğundan dolayı hemen doktora gittik,orada da 2. müdahale olarak yanık kremleri sürüldü ve öncesinde her hangi bir ilaç vs.sürüp sürmediğim soruldu bende BURN FREE sürdüğümü söyledim ve doktor iyi bir yöntem uyguladığımı söyledi.

Dün akşam doktorun da verdiği kremlerle hepsini karıştırıp(öyle önerdiler) el değdirmeden spatula ile kalın tabaka halinde uyguladım,dün akşam itibari ile biraz su toplanması oldu ama acısı azalmıştı gece nasıl yatacak diye düşünürken oğlum şükür ki ağlamadı acısından.
çay yanığı


Bacak Yanığı

Bizim içinde kötü bir gün oldu kardeşiyle geçinemeyen kızım bile gün boyu kardeşinin bacağını görüp üzüldü onunla ilgilendi hiç birimiz yemek bile yiyemedik.Acının tarifi yok büyük yada küçük acı acıdır hele ki bu acıyı çeken sizin kanınızdan canınızdan ise....
Sonrasında beni korkutan bu yanık izleri olmuştu daha önce duyduğum ama ilk kez denediğim LR Emergency Spray'i tavsiye üzerine buldum ve her gün düzenli sıktık ve yanık izlerinden de kurtulmuş olduk.
Biraz burn free'den bahsedeyim ki Allah göstermesin lazım olabiliyor.
burn free

Kullanım Şekli:
Yanıktan sonra yanık bölgeye kalın bir tabaka halinde sürülür, ovulmaz, cilde yedirilmez. Etkisini göstermesi için cilt üzerinde en az 30 dk. bırakılır. BurnFree yanığı takip eden 7 gün boyunca kullanılabilir ancak yanıktan sonra ne kadar çabuk sürülürse o kadar etkili olur. Bu nedenle her zaman elinizin altında BurnFree bulundurmanızı tavsiye ederiz. 

Nasıl etki eder?
BurnFree'nin diğer yanık ilaçlarına göre çok farklı bir etki mekanizması vardır:
1) BurnFree yanık bölgeyi sudan 4 kat daha etkili bir şekilde soğutur ve yanığın derinleşmesini engeller. Su ile soğutmaya göre ciltteki doku hasarını 4 kat azalttığı klinik deneylerle kanıtlanmıştır.
2) Acıyı hızlı ve etkili bir şekilde giderir.
3) Cildi nemlendirir ve rahatlatır.
4) Enfeksiyonu engellemeye yardımcı olur ve bariyer oluşturarak dış ortamdaki virüs, bakteri, mikrop, ve mantarların yaralı bölgeye ulaşmasını engeller.
5) İyileşme sürecine yardımcı olur. Cildin kendini hızla tedavi etmesi için en iyi ve doğru ortamı sağlar (nemli tedavi ortamı).
6) Yanığın derinleşmesini engellediği için, leke ve iz kalma riskini azaltır.
7) BurnFree Battaniyeler büyük alan kaplayan ciddi yanıklarda sıvı kaybını azaltarak hastanın hayati fonksiyonlarını korur.
8) "Islatıcı ve nüfus edici" formülü sayesinde yanık cilde yapışmış yanmış/erimiş elbise vb. yabancı maddelerin temizlenmesini kolaylaştırır (ileri debridman).
9) Formülünde ilaç sınıfına giren hiç bir madde yoktur. Paraben, etil-paraben, metil-paraben vb. zararlı olabilecek kimyasallar içermez. %95 su ve doğada bilinen en etkili antiseptik olan Doğal Çay Ağacı özü içerir. Bebeklerde ve çocuklarda kullanılması güvenlidir.
10) Gerektiğinde yara ve yanık üzerinden su ile kolayca yıkanır, kalıntı bırakmaz. Suda %100 çözünür.

Hangi Yanıklarda Kullanılır?     
-  Isı yanıkları (ütü, ocak, tava, fırın, soba, ateş, vs...)
- Kaynar sıvı yanıkları (kaynar su, buhar, kızgın yağ, vb.)
-Güneş yanıkları
- Elektrik yanıkları
- Kimyasal yanıklar (kimyasal yanıklarda BurnFree uygulanmadan önce kimyasal cilt üzerinden uzaklaştırılmalıdır, bunun için kimyasala maruz kalan bölge bolca akan su ile en az 20dk boyunca yıkanmalıdır.
-Ayrıca ufak kesik, sürtünme yarası, sıyrık, tahriş vb. hafif cilt yaralanmalarında da acıyı giderir, bakteri gelişmesini önlemeye ve iyileşme sürecine yardımcı olur ve tahriş etmez.

20 yıldır, tüm dünyada ve Türkiye'de hastanelerde, ambülanslarda ve yanık merkezlerinde doktorlar da BurnFree kullanıyor. Siz de artık aileniz için kullanabilirsiniz!
Sizde daha geniş bilgiye ulaşmak isterseniz,
FACEBOOK'TA BURN FREE
WEB'DE BURN FREE

Sağlıcakla kalınız....

Devamını Oku »

6 Haziran 2015

Bu Yağ Bebek Cildine Dost

6 Haziran 2015
Ailelerin bebek bakımında güvenilir markası Uni Baby hassas ciltlere özel ürettiği bebek yağı serisiyle cildi nem kaybından koruyor. Uni Baby, besleyici içeriklere sahip bebek yağı çeşitleriyle bebeğiniz ve sizin için en iyisini sunuyor.


Yaz aylarının gelmesiyle birlikte güneş ışınları, deniz ve havuz gibi sebeplerle
yıpranan cildin bakımı da önem taşıyor. 
Hızla emilen ve yağlı his bırakmayan Uni Baby Bebek Yağı, hem bebek hem de yetişkin cildinin ihtiyacı olan nemi karşılıyor.
 Bebeklerin hassas cildine özel olarak geliştirilen Uni Baby Bebek Yağı, cildin doğal yapısına zarar vermeden ihtiyaç duyduğu bakımı sağlıyor. 

Klasik, zeytinyağlı ve havuç yağlı çeşitleri bulunan Uni Baby Bebek Yağı, alkol, paraben, boya ve alerjen madde içermeyen formülü ile ilk günden itibaren güvenle kullanılıyor. 

Uni Baby Bebek Yağı, zeytinyağı çeşidiyle cilde uzun süreli nem sağlarken, havuç yağı çeşidinin yoğun nemlendirme özelliği sayesinde cildi tahrişlere karşı korumaya yardımcı oluyor. 

Uni Baby Bebek Yağı, bebeğinize masaj yapılarak uygulandığında kas ve dolaşım sisteminin sağlıklı gelişimine yardımcı oluyor.
www.eczacibasihijyen.com.tr
Devamını Oku »

5 Haziran 2015

Kızımın İlginç Meslek Seçimi

5 Haziran 2015
Merhabalar,hafta sonuna saatler kala bugün sizlere kızımın meslek seçiminden bahsetmek istiyorum.
sosyalannem
Dün akşam kızım yattıktan sonra oğlum çınar ablasının çantasından boyalarını almıştı bende biraz oynadıktan sonra yerine yerleştirmek için çantasını açtım zira dağınık ve kurcalanmış olduğunu görünce çok sinirleniyor Ebrarcık :)
Çanta o kadar dolu ki yer yok desem yeridir,ben boyaları koymaya çalışırken bir tane kağıt parçası dışarı fırladı adeta bunu okumalısın der gibi.
Kağıdı aldım elime okumaya çalıştım biraz karmaşık yazıydı,bu yazının kızıma ait olabileceğini hiç düşünmemiştim çünkü o kağıtta yazılanların hiç biri bizim evimizde yeri olmayan şeylerdi.Sonra hatırladım ki sınıf arkadaşının annesi yaşıyordu bu sorunları ve sınıf arkadaşı acaba hislerini yazarak kızımla mı paylaştı diye düşündüm.
Akşam yatmadan sormayı unutmayayım diye o kağıdı masanın üstüne bırakmıştım,okul ve işe hazırlanırken kızım kağıdı gördü.
Çantamı neden karıştırdın anne?
Kızım kalemin düşmüştü onu çantana bırakayım derken kağıt çantandan çıktı ve bende okudum, okuduğumda da üzüldüm dedim.
Belli ki onun için önemli bir konu idi bana bir daha çantamı karıştırma diye ikazda bulundu,bende o okul çantan anneler okul çantalarını kontrol eder kitapları kalemleri eksik mi diye özel çantanı tabiki karıştırmam dedim.
İçim içimi yiyordu,bu yazıyı kızım mı yazmıştı?
Niçin yazmıştı?
Neden böyle hissetmişti?
Kızıma sordum o yazıyı sen mi yazdın arkadaşının mı diye,ben yazdım dedi,peki neden böyle bir şey yazdın senin baban bunların hiç birini yapmıyor ki dedim ama yapan babalar var dediğinde arkadaşının babasını hatırladım.
Ben bunları barbielerimle oynarken onlara anlatıyorum böyle oyun kuracağım dedi üstüne fazla gitmedim ama dedim ki kızım barbielerin de böyle bir babaya kızabilir,üzülebilir,küsebilir bence bunu oynatma,sonra kızım o kağıdı buruşturup çöpe attı.
Saçlarını taradım bağlarken kızım sen sürekli bir şeyler yazıyorsun üretiyorsun ilerde ne olmak istiyorsun dedim,doktor yazar dedi bana,
Neden dedim?
Çünkü insanları ya ilaçla yada yazarak iyi edebilirim dedi ve çok sevindim kızım ufak ufak kendince hikayeler yazıyor ve ben asla hiç birini atmıyorum hatta destekliyorum hayal gücünü ve yaptıklarını.
Gelelim kızımı etkileyen olaya,
Bir aile babası haftada 2 gün izinli ve izin günlerini kahvehane de oyun oynayarak geçiriyor çocuklar ilgisiz kalıyor anne yetemiyor çocuklar baba ile vakit geçirmek istiyor ve annesine de mahalleden çıkmasına izin verilmiyor aile kuralları gereği.
Çocuklar bize geldiğinde eşim ve benim ilgimi görünce evlerine gidip anlatıyorlarmış bende ebrar'ın babası gibi annesi gibi olun istiyorum diye ve ben bu duruma hem üzülüyor hem seviniyorum.
Sizin sınıfta neler oluyor?
Çocuklarınız neler yapıyor.

Devamını Oku »